Adli Bilimciler Derneği Başkanı Prof.Dr.İ.Hamit Hancı ve Adli Bilimciler Derneği Adli Yöneylem Komisyonu Başkanı Av.Dr. Alp Aslan, “İtfaiye Genel Müdürlüğü kurulsun” önerisinde bulundu.
Kartalkaya Kayak Merkezindeki yangın faciası, yangın önlemlerini bir kez daha gündeme getirdi. Adli Bilimciler Derneği bu alanda önemli bir çalışma yaptı. Dernek bu konuda şu açıklamayı yaptı,
İtfaiyecilik Mesleği, bilgi, tecrübe, cesaret ve özveri isteyen, en riskli ve en stresli mesleklerden birisidir. İtfaiyeciler, hiçbir ayrım gözetmeden tüm insanların can ve mal güvenliğini koruma görevini üstlenirler. Canlarını tehlikeye atarken düşündükleri tek şey kurtarmak ve söndürmektir. Türk İtfaiyeciliği 1714 yılında Tulumbacılar adıyla yeniçeri ocağına bağlı olarak kurulmuştur. Askeri sisteme bağlı olarak 210 yılı aşkın bir süre hizmet vermiştir.
1826’da yeniçeri ocağının kaldırılmasıyla “Tulumbacı Ocağı” da ortadan kalkmıştır. 1827 yılında kurulan yeni ordu bünyesinde tulumbacılar ocağı yerine “Yangıncı Taburu” kurulmuştur. Bu teşkilat daha sonra Askeri İtfaiye adını almıştır.
1868’de Şehremaneti, Belediye Reisliği ve Belediye Daireleri kurulmuştur. Bu dönemde, İstanbul’un yangın söndürme işi yalnız askere bırakılmayarak Belediyenin görevleri arasında sayılmıştır.
1890 yılında, bu defa taşrayı da ilgilendiren, “Men-i Harik Tedâbirini Havî Nizamname” si ile, belediye örgütlerinde yangın tertibatının tamamlanması ve personel açığının giderilmesi amaçlanmıştır.Belediye dairelerinde de tulumbacı takımları tesis edilmeye başlanmıştır.
Belediye tulumbacığı ile itfaiyecilik faaliyeti askeri olmaktan uzaklaşınca, İstanbul halkı, semt semt, mahalle mahalle, bıçkın delikanlılardan tulumbacı takımları kurmuştur.
Cumhuriyet’in ilanı ile beraber itfaiye teşkilatını yurda hızla yayılmıştır.
3 Nisan 1930 tarihli ve 1580 sayılı Belediye Kanunu’nun yürürlüğe girmesinden sonra, belediyelere “yangın vukuunu men edecek tedbirleri almak” görevi verilmiştir. İtfaiye teşkilatının dayanağı olan 15. madde 22. fıkra gereğince, tüm il merkezlerindeki belediyeler teşkilatlarını kurmuşlardır,
Güncel Mevzuatımız, İtfaiye Teşkilatını, Beledi İtfaiyecilik anlayışı kapsamında düzenleme yolunu seçmiş olup, buna ilişkin ana kaynaklar, Belediye Kanunu’nun 52. Maddesi ve bu hüküm uyarınca İçişleri Bakanlığı tarafından yürürlüğe konulan Belediye İtfaiye Yönetmeliği’dir.
İtfaiye teşkilatı, belediyeler dışında özel ve kamu sektörü kurum ve kuruluşları bünyesinde de dağınıklık sergilemektedir.
ÖNERİLER
Önleme, eğitim, kurtarma ve söndürme çerçevesinde çok büyük sorumluluk ve fedakarlıklar ile görev yapan Türk İtfaiye Teşkilatı’nın, Dünya’daki benzer gelişmelere koşut olarak yenidenyapılanması gereklidir.
Güncel Mevzuatımızda, İtfaiye Teşkilatı ile ilgili temel düzenlemeler, Beledi İtfaiyecilik anlayışı kapsamında ele alınmıştır.
Türkiye’de İtfaiye Mevzuatı’nın son derece dağınık olarak genel mevzuat içerisinde yer aldığı görülmektedir. Türkiye’de özel bir “İtfaiye Kanunu” bulunmamaktadır. Bu nedenle İtfaiye hizmetlerinin kapsamı ve itfaiyecilik mesleğinin net bir tanımını yapacak bir “İtfaiye Kanunu” çıkarılmalıdır
İtfaiye birimleri Belediyeler için kar merkezi olmayıp bir masraf kapısı olarak görülmektedir.
itfaiye teşkilatının gerek nitelik ve gerekse nicelik olarak ülke düzeyindeki tüm belediyelerimizi kapsadığını söylemek olanaksızdır.
Her belediyenin maddi gücü aynı olmayıp, İtfaiyesine yeterli kaynak aktaramayabilmektedir.
Bu hususta son derece başarılı yapılanan 112 Acil Sağlık Hizmetleri örnek alınarak,
Başbakanlık AFAD Teşkilatı bünyesinde bir İtfaiye Genel Müdürlüğü kurularak,
Hizmetin 112 deki gibi standartlaştırılması sağlanmalıdır.
Bunun Alternatifi, İçişleri Bakanlığı bünyesinde bir İtfaiye Genel Müdürlüğü ve İtfaiye Akademisinin kurulmasıdır.
Bu şekilde belediyelerce bir masraf merkezi gibi görülebilen İtfaiye teşkilatının ve itfaiyecilik mesleğinin, karada, havada ve denizde, kamu ve özel sektörde, hak ettiği standartlara kavuşması sağlanmalıdır.
İTFAİYE TEŞKİLATI, GEÇMİŞTEN GELECEĞE
İtfaiyecilik Mesleği, bilgi, tecrübe, cesaret ve özveri isteyen, en riskli ve en stresli mesleklerden birisidir. İtfaiyeciler, hiçbir ayrım gözetmeden tüm insanların can ve mal güvenliğini koruma görevini üstlenir ve her türlü koşulda hiç bir menfaat gözetmeden canlarını tehlikeye atarken düşündükleri tek şey kurtarmak ve söndürmektir. İtfaiyecilerin tek ödülü ise başarılı olunduğunda duyulan hazdır. Bu yazıda İtfaiye Teşkilatı ve İtfaiyecilik Mesleğinin geçmişi Türkiye ve Dünya örneğinde kısaca incelenerek, geleceğe dair önderilerde bulunulmaya çalışılmıştır.
TÜRK İTFAİYECİLİĞİNİN TARİHÇESİ:
Türk İtfaiyeciliği 1714 yılında Tulumbacılar adıyla yeniçeri ocağına bağlı olarak kurulmuştur. Askeri sisteme bağlı olarak 210 yılı aşkın bir süre hizmet vermiştir. Türk İtfaiyeciliğin tarihi incelendiğinde verilerin genel olarak İstanbul’da yaşanan olaylarla ilgili olduğu gözlemlenmektedir. İstanbul’da yaşanan büyük çaptaki doğal afetler, ev yapımında kullanılan yapı malzemelerinin de zamanla farklılık göstermesine sebep olmuştur. Önceleri taş kullanılarak inşa edilen evlerin 1509 senesinde yaşanan depremden sonra ahşap malzemeler kullanılarak inşa edildiği bilinmektedir. Depremlere karşı önlem olarak bina yapımında ahşap malzeme kullanımı yangınlara ve yangınların hızla genişlemesine sebep olmuştur. Padişah III. Murad’ın 12 Mart 1579 tarihli fermanıyla, herkes evinde binanın damına kadar uzanabilen birer merdivenle birer büyük fıçı su bulundurmaya mecbur tutulmuş ve bir yangın vukuunda bütün aile efradı, Yeniçerilerle halk yetişinceye kadar el birliği yaparak yangını söndürmeye mecbur edilmiştir. Türk İtfaiyesinin temelini oluşturan bu fermanın Yeniçeri Ocağı’na dayandığı ve Sivil Halk’a da görev verildiği görülmektedir.
ASKERİ İTFAİYECİLİK
Ülkemizde düzenli İtfaiyeciliğin kökeni “Tulumbacı Ocağı” na dayanır. İlk defa tulumba imal edip kullanan “Davit” isminde bir sonradan İslam’a geçen bir Fransızdır. Müslüman olunca isminin değiştirilmesine lüzum görülmeyerek, ayırt edilebilmesi için adının başına “Gerçek” sıfatı eklenmiş ve Gerçek Davud adını almıştır. Gemilerdeki suyu boşaltmak amacıyla kullanılan bir alet olan tulumbayı yangınlara müdahale amacıyla yeniden tasarlayıp 1715 yılında İstanbul’a tanıtan Gerçek Davut olmuştur. Gerçek Davud, aynı yıl içinde Tüfekhanede çıkan büyük bir yangına tulumbasını alarak koşmuş, etrafına toplanan gençlerin de yardımı ve tulumbasıyla ateşi kontrol altına almıştır. O devrin adeti olduğu üzere Sadrazam İbrahim Paşa da yangına gitmiş ve tulumbası ile ateş söndürmedeki başarısı üzerine Gerçek Davud’u “Tulumbacı Ağası” tayin ederek, Yeniçeri Ocağına bağlı bir tulumbacı teşkilatının kurulmasını emretmiştir. Böylece ilk itfaiye teşkilatımız Askeri düzen içerisinde kurulmuş oldu. İstanbul’da çıkacak yangınlara karşı görevli olan bu yeni 1asker ocağı acemi oğlanları arasından seçilmiş on – on iki nefer ve bir tulumbadan oluşan takımlar halinde ile yeniçeri kolluklarında yerini almıştır. 18. yüzyılın ikinci yarısında İstanbul’un her semtinde küçük bir tulumbacı grubu görev yapmaktaydı. Bunlar küçük yangınlara hemen koşuyor, yangının büyümesi durumunda çevredeki diğer tulumbacılardan ve Tulumbacı Ocağı’ndan yardım istiyorlardı. Yangınları haber vermek için Beyazıt’ta bulunan Ağa Kapısı ile Galata Kulesinden yararlanılmaktaydı. 1826’da yeniçeri ocağının kaldırılmasıyla “Tulumbacı Ocağı” da ortadan kalkmıştır. 1827 yılında kurulan yeni ordu bünyesinde tulumbacılar ocağı yerine “Yangıncı Taburu” kurulmuştur. Vaka-i Hayriye’den 48 gün sonra büyük Hocapaşa yangını olunca, tulumbacı teşkilatının süratle ihyası için Hükümet harekete geçmiş ancak yeni teşkilat ancak yıl sonra, 1828 de kurulabilmiştir. Yeniçeri Ocağının yerine kurulan “Asakir’i Mensure’i Muhammediyye” himayesinde, şehrin inzibatı için yapılmış eski kolluklar Asakir’i Mensure karakolları oldu, yeni tulumbacılar da Asakir’i Mensure’i Muhammediyye Seraskerliğine, (Komutanlığına) bağlı tulumbacı takımları olarak bu karakollara yerleştirildi.
Bu teşkilat daha sonra Askeri İtfaiye adını almıştır. Askeri İtfaiye Taburunun İstanbul’da gerçekleşen büyük yangınlarda yetersiz kalması sebebiyle Sultan Abdülaziz’in talimatıyla Londra’da itfaiye eğitimi alan Macar Kont Odön Szecheny İstanbul’a getirildi. Kont Odön Szecheny idaresindeki İstanbul İtfaiyesi bünyesinde 1874 yılında 4 kara itfaiye taburu 1887 yılında da deniz itfaiyesi taburu kurulmuştur. Bu süreçte, itfaiyecilik eğitimi verilmeye, giysi ve teçhizat çağın gereklerine uygun olarak şekilde yenilenmeye, bu alanda diğer devletler ile ilişkiler kurulmaya başlandı. Sultan II. Abdülhamid, Szechenyi’nin gerek teorik çalışmaları, gerekse yangın yerlerinde gösterdiği olağanüstü gayretlerden dolayı 1877 yılında kendisine miralay rütbesi verdi. 1883 yılında ise ferikliğe yükseltildi. Böylece yaklaşık kırk yıl boyunca taşıyacağı, “Umûm İtfâiye Alayları Kumandanı” unvanını kazanmış oldu.
Szechenyi ile İstanbul itfaiyesinde yeni bir dönem başlamıştı, ama, yangınlar payitaht için birinci tehlike olmaya devam ediyordu. Personelin hiyerarşik düzenle örgütlenmesi, yönetmeliğin çağdaş esaslara göre düzenlenmesi ve modern tulumbalar ithali gibi yenilikler, itfaiye anlayışında ileriyi gören bir değişim başladığının somut belirtileriydi. Szechenyi’nin kurduğu örgüt her ne kadar kusursuz işlese de, afetin sıklığı ve hepsine müdahalede yetersiz kalınması, örgütün başarısını gölgeliyordu. Bu dönemde şehirde yangınların çoğalması ile sigorta şirketi sayısının artması arasında yakın ilişki bulunmaktaydı. Zira Sultan II. Abdülhamid’in, yangınların sebeplerini tespit etmek için yaptırdığı araştırmalar, bunların çoğunun, sigorta şirketlerinden para almak isteyen mülk sahipleri tarafından kasten çıkarıldığını ortaya koymuştu. Padişaha sunulan jurnallerin ortaya çıkardığı çarpıcı bir gerçek de, söz konusu kurnazlığa yönelen ve mülkünün yanmasına göz yuman şahısların çoğunun gayrimüslim olmasıydı. Sigorta şirketlerinin büyük ölçüde yıpranmasına ve bazılarının kapanmasına yol açan bu durum, yangın zedelerle şirket yöneticilerini sık sık karşı karşıya getirmekte, tartışmaların çoğu yargıya intikal etmekteydi. Skandal, 1874 yılında, İngiliz Sun Şirketi’nin İstanbul sorumlusunu görevinden istifa ettirmişti. Bazı basın organlarındaki yorumlarda itfaiyedeki yetersizlikler ön plana çıkarılıp, açıktan ya da gizli biçimde Szechenyi Paşa kusurlu gösterilmiş ise de, başarısızlığın temel nedeni, şehircilik politikasında öteden beri süregelen yanlış uygulamalardı. Nitekim Sultan II. Abdülhamid’in yaptırttığı araştırmalar, yangınlarla mücadelenin önündeki en büyük engelin, su yetersizliği ile ahşap ve bitişik nizam yapılaşma olduğunu ortaya koymuştu. İtfaiye hizmetlerini tek bir idarede, yani Szechenyi’nin başında bulunduğu örgüt elinde toplayan bu düzenlemeden sonra, alayın teknik donanımının iyileştirilmesine girişildi. 1890 yılında, bu defa taşrayı da ilgilendiren, “Men-i Harik Tedâbirini Havî Nizamname” yayınlandı. Sekiz maddelik nizamnamenin temeli, belediye örgütlerinde yangın tertibatının tamamlanması ve personel açığının giderilmesi esasına dayanıyordu. Nizamnamenin en önemli özelliği, yangınla mücadelede koruyucu tedbirlerin alınmasının yanında, cezalandırma yöntemiyle caydırıcılık faktörünün de devreye sokulmuş olmasıydı
BELEDİYE TULUMBACILARI
Tanzimat ile beraber devlet teşkilatı batılılaşırken, 1868’de Şehremaneti, Belediye Reisliği ve Belediye Daireleri kurulmuştur. Bu dönemde, İstanbul’un yangın söndürme işi yalnız askere bırakılmayarak Belediyenin görevleri arasında sayıldı. Belediye dairelerinde de tulumbacı takımları tesis edilmeye başlandı. Tulumba takımı, semtin hamaI, ırgat, arabacı gibi, vücut yapıları bu meşakkatli işe dayanıklı gençlerinden oluşturuldu. Bu gençler kendi günlük işlerine devam ettikleri gibi, yangın çıkınca tulumbalarının başı yaparak yangına koşarlardı. Gençlerin bu hizmetlerine karşılık, hemen hepsi bekar olduklarından, kendilerine yatacak bir koğuş gösterildi, küçük birer aylık bağlandı ve günde bir ekmek ile yılda birer giysi verilerek iaşe ve ibadeleri sağlandı. Bunlar her türlü Belediye vergilerinden de muaf tutuldular. Yangına gitme kıyafetleri Askeri İtfaiye ile kıyaslanmayacak şekilde zayıftı: Sırtta bir yelek, bir gömlek, başta bir keçe külah, yalın ayaklarında da bir tulumbacı yemenisinden ibaretti
MAHALLE TULUMBACILIĞI
Belediye tulumbacığı ile itfaiyecilik faaliyeti askeri olmaktan uzaklaşınca, İstanbul halkı, semt semt, mahalle mahalle, bıçkın delikanlılardan tulumbacı takımları kurar oldular. Böylece, Askeri ve Beledi İtfaiyeciliğin yanı sıra Gönüllü İtfaiyecilik de Ülkemiz tarihinde yerini almış oldu. Belediye tulumbacı teşkilatı, başı bozuk halde aynen taklit edildi. Koğuşlar yapıldı, bu gençler yangınlara yalın ayak, çeşitli renkte kılık kıyafet ile koşar oldular. Tulumbacılık hevesi öylesine yayıldı ki zamanımızın futbol kulüpleri ve taraftarları arasındaki rekabet, tulumbacı taraftarları arasında da yaşandı. Tulumba mahallenin, semtin sembolü haline geldi. Bu takımlar yangına giderken ve yangın dönüşü koşular, yangını unutturacak kadar iddialı oluyordu. Takımlar arasında bazen kanlı dövüşler oluyordu. Mahalle tulumbaları sandıklarına kayıkçı, arabacı, beygir sürücüsü gibi kimselerin yanında esnaf gençleri, kalem efendileri, idadi talebeleri, yüksek mektep talebeleri, beyzadeler, paşazadeler uşak yazılmışlardı. “Yangın var” sesi duyulunca hepsi koğuşlarına giderek esvaplarını, üniformalarını atıyorlar, dizliklerini çekip formalarını geçiriyorlar ve yalınayak tulumba sandığının kolu altına 3girerek yangına koşuyorlardı. Gönüllülük esasına dayanan bu tulumbacılığın kısa bir zaman içinde zengin bir edebiyatı, türlü adetleri, merasimi, zengin bir tulumbacı argosu doğmuş oldu.
CUMHURİYET DÖNEMİNDE İTFAİYE
Cumhuriyet’in ilanı ile beraber itfaiye teşkilatının yurda hızla yayıldığı görülmektedir.
1923 yılında Bolu, Bursa, Edirne, Manisa, Uşak, İzmir,
1924 yılında Ankara, Mersin, Konya, Samsun,
1925 yılında Adana, Çorum, Erzincan, Trabzon,
1926 yılında Balıkesir, Diyarbakır, Elazığ, İzmit, Malatya, Tekirdağ, Tokat,
1927 yılında Eskişehir,
1928 yılında Kayseri,
İlleri itfaiye teşkilatlarını kurarak hizmet vermeye başlamışlardır. Ankara İtfaiye teşkilatının kuruluş tarihi kesin olarak bilinmemektedir. Eldeki ilk belge, 19 Haziran 1922 tarihli ve Ankara Belediyesi Dairesince, Osman Zeki (Abaan) Bey’e verilen bir takdirnamedir. Bu takdirnamede açıklandığına göre, Ankara’da ilk İtfaiye Teşkilatı, 1922 yılı başlarında, Kurtuluş Savaşı içinde “Müstakil İtfaiye Bölüğü” adı ile askeri bir örgüt şeklinde ve Osman Zeki Bey kumandasında, bugünkü adının verilmesine sebep olan İtfaiye Meydanı’nda kurulmuştur. Ankara İtfaiyesi, Cumhuriyetin ilanını takip eden süreçte, 16 Şubat 1924 yılında kurulan şehremaneti ile araç gereç ve bir kısım personeliyle Ankara Belediye’sine devredilerek sivilleştirilmiştir. 3 Nisan 1930 tarihli ve 1580 sayılı Belediye Kanunu’nun yürürlüğe girmesinden sonra, belediyelere “yangın vukuunu men edecek tedbirleri almak” görevi verilmiştir. İtfaiye teşkilatının dayanağı olan 15. madd 22. fıkra gereğince, tüm il merkezlerindeki belediyeler teşkilatlarını kurmuşlardır, itfaiye teşkilatının gerek nitelik ve gerekse nicelik olarak ülke düzeyindeki tüm belediyelerimizi kapsadığını söylemek olanaksızdır.
DÜNYADA İTFAİYE TEŞKİLATLARI
Dünya’nın başlıca itfaiye teşkilatları yakından incelendiğinde, Ülkemiz itfaiye teşkilatı tarihine benzer bir gelişim geçirdikleri, ait oldukları toplumların sosyal ve ekonomik yaşamları üzerinde kalıcı iz bıraktıları gözlenebilir.
- NEW YORK CITY, ABD
New York itfaiye Teşkilatı, gerek organizasyon gerekse teknik olanakları bakımından dünyanın en büyük itfaiye teşkilatıdır. New York İtfaiye Teşkilatı, New York metropolünün beş ayrı bölgesinde yaşayanların can ve mal güvenliğini, yangınlardan ve yangına bağlı tehlikelerden korumak, acil durum ve ambulans 4hizmetlerini sağlamak, teknik kurtarma hizmetleri vermek ve ayrıca biyolojik, kimyasal ve radyoaktif tehlikelere karşı ilk müdahaleyi yapmakla sorumludur. New York İtfaiye Teşkilatı’nın ilk oluşumu, Flaman yerleşimi olan New Amsterdam’da ilk itfaiye yönergesinin kabul edildiği 1648 yılına kadar uzanmaktadır. Kirli bacalardan alınan para cezaları ile kancalar, merdivenler ve kovalar satın alınmış ve şehrin erkekleri arasından seçilen sekiz nöbetçiden oluşan bir yangın nöbet ekibi kurulmuştur. Bu ekipler, geceleri gün ağarana kadar caddelerde, kova, merdiven ve kancalarla gezerek, yangın gözetlemesi yapmışlardır. 1664 yılında New Amsterdam, bir İngiliz yerleşimi haline gelmiş ve yeniden adlandırılarak New York olarak anılmaya başlanmıştır. İngiltere’nin Londra kentinden getirilen iki adet elle çalıştırılan pompa, ilk kez 1731 yılında hizmete alınmıştır. Bu pompalar, Amerikan kolonileri dahilinde kullanılan ilk itfaiye araçlarıdır. Bu tarihlerde, eli kolu tutan herkes bir yangın olduğunda olay yerine gidip kıdemli itfaiyecilerin gözetiminde yangının söndürülmesine yardımcı olmuşlardır. Şehirdeki ilk itfaiye istasyonu, 1736 yılında Broad Street Belediye Binası’nın karşısında inşa edilmiştir. Bir yıl sonra, 16 Aralık 1737 tarihinde koloninin Genel Meclisi, jüri ve askerlik görevlerinden muafiyet karşılığında, gerekli görüldüğünde çağrılacak olan 30 kişiyi görevlendirmek suretiyle New York İtfaiye Teşkilatı’nı kurmuştur. O tarihlerde şehrin resmi itfaiyecileri, gece ya da gündüz hizmet etmeye hazır, gayretli, çalışkan ve her an tetikte olabilecek, elinden iş gelen dinamik erkeklerden seçiliyordu. 1866 yılında aşırı kayıplara ve dolayısıyla sigorta primlerinde yükselmeye yol açan birkaç büyük yangının ardından, itfaiye teşkilatı General Alexander Shaler’in emri altında yeniden yapılandırılmıştır. Bu değişim ve disiplin, yangın kayıplarında genel bir azalma sağlamıştır. (BSHA – Bilim ve Sağlık Haber Ajansı)
BSH